Yabancılarla Yaşamak

          
Geçenlerde Fransız bir arkadaşımın akşam yemeğine davetliydim. Bir elinde İspanyol Flamenko bir gitar, diğerinde enfes İtalyan şarabı, önünde Fransız krepi eşliğinde Kanadalı bir kızla sohbete dalan ve Amerika anıları paylaşan sempati kralı Kaya’yı seyre daldım. Etrafıma bakınıyor gene muzipçe gülümsüyor ve aklımdan geçenleri bir yerlere yazsam mı diye kâğıt kalem aranıyordum. Sonra kâğıt kalemi boş verip bir bardak da şarap alıp İtalyan arkadaşlarımla sohbete daldım. O günün bana düşündürdüklerini yazmak ise şimdiye kaldı.İtalya’ya geldim geleli dünyanın birçok milletinden arkadaş edindim ve çoğuyla da ortak mekânları paylaştım. Hiç unutmuyorum Venedik’teki ilk gecemde Brezilyalı bir kız ile aynı odada kalmıştım. Birkaç mahcup gülümsemeden sonra tanışmış ve uzunca da sohbet etmiştik. Sevgilisi ile dünyayı gezen bu Brezilyalı bana ülkesinden güzel fotoğraflar göstermişti. Birlikte Brezilya şarkıları dinlemiştik. Türkiye’den geldiğimi duyunca “fantastico” “harika” demişti. Yabancılar için Türkiye denince elbette ilk akla gelen yer İstanbul daha sonra Kapadokya, Çanakkale ve Antalya oluyor. Buraları bilen nedense Türkiye’ye karşı ciddi bir sempati besliyor. Brezilyalı arkadaşım o günün anısına bana minik bir cüzdan hediye etti. Üzerinde Brezilya bayrağı vardı. Ben de ona bileğimdeki künyeyi.
O günden sonra yabancılar hayatımdan hiç eksik olmadı. Sırplı, Hırvat, Romen, Bulgar, Yunan, Arnavut, Makedon, İspanyol, İtalyan, Fransız, Afgan, Japon, İranlı, İsviçreli, Amerikalı, Gürcü, Türk, Kürt, Macar arkadaşlarım oldu. Ortak mekânlarda bazen çok iyi anlaştık, bazen çok ters düştük. Genellemeler yapıyorduk. İtalyanlar şöyleyken İspanyollar böyle oluyordu; Arnavutlar hepten farklı. Ortak paydada buluşuyorduk bir şekilde. Fakat bazen de aramızda ciddi restleşmeler oluyordu. Dünya politikaları sohbetlerin saatini uzatıyordu. Bir yandan da söylenemeyenlerin söylendiği, gerginliğin had safhaya çıktığı anlar yaşıyorduk.

Afgan ve Amerikalı
Bir keresinde bir Afgan ve bir Amerikalı arkadaş ile sohbete koyulmuştuk. Amerikalı arkadaş, Türkiye iyi yolda, atılımlarınız fazla gibi yorumlarda bulunmuştu bana dönüp; ardından Afgan arkadaşa dönüp Afganistan’ın içinde bulunduğu durumun çok kaygı verici bulduğunu söylemişti. Afgan olan arkadaş ise ona dönüp;
“-Ne kadar da iyi niyetlisin, şimdi utandım bak. Oysa benim hiç aklıma gelmedi. Bir kere bile Amerika’nın içinde bulunduğu duruma kaygılanmadım. Ama biliyor musun? Amerika bizim için kaygılanmayı bıraktığında, bizim üzerimizden elini çektiğinde bizim için hiç kaygılanman gerekemeyecek.” -dedi.
Amerikalının yüzüne baktım ne cevap verecek diye; ama işi olduğunu belirtip kalkmayı tercih etti. Bazen içinizde birikenleri söyleyecek bir imkân bir anda karşınıza çıkar. Milyonlarca olumsuzluğu bir anda değiştiremezsiniz. Ama doğru olanı yapıp sorumluluğunuzu yerine getirmiş olmanın verdiği iç huzurla dolarsınız. Bir sonraki buluşmada söyleyeceğinizi söylemiş olmanın verdiği rahatlıkla yeniden barış eli uzatırsınız. Öteki de empati yapacak zaman bulur ve bir sonraki karşılaşma anında uzatılan elin havada kalmadığını görürsünüz.
Böyle anılar biriktirdikçe ve biri gelip biri gittikçe anladım ki her birinden bana bir şeyler kalmış. Birçok dil, din, gelenek ve alışkanlıklar görmüşüm ve zamanla bütün milletler kaybolmuş ve hepsi bir birey olmuş benim için. Bu kadar çok rengin olduğu yerde karmaşaya değil rengârenk gökkuşağına dönüşmüşüm.
Farklı milletlerden insanlarla bambaşka bir ülkede bir araya geldiğinizde kimse kimseden çok ya da az olmuyor. Herkesin bir diğerinden öğrenecek bir şeyleri oluyor ve herkes birbirini ön yargısız kabul etmeye başlıyor. Ben oldum olası çevresinde minik bir dünya yaratanlardan oldum. Bütün yakın arkadaşlarım birbirini tanırlar ve severler; Çünkü hepsi ile bir arada olmak bana müthiş haz verir. Bu huyumu İtalya’da da terk etmediğim için çoğu yabancı arkadaşımın da birbiriyle tanışmasına vesile oldum. Birbirinden farklı insanları bir araya getirmenin ve bir arada huzurlu olabilmenin birçok yolu olduğunu gördüm. Güzel bir akşam yemeği sohbeti ve ona eşlik eden müzik gibi. Sağduyulu ve önyargılardan uzak olununca ortaya çıkan zenginlikle mutlu olmak gerek; Çünkü bunu bulmak her zaman mümkün olmuyor.
Ne yazık ki yaşadığım yüzyıl itibariyle ne ülkemde ne de dünyanın başka bir memleketinde “Farklılık zenginliktir. Bir arada bütün farklılıklarımıza rağmen huzurla yaşayalım” demenin ne kadar hayal ötesi bir istek olduğunu biliyorum; ama genel olarak üzerinde hep durduğum gibi yine kişisel çabanın, bazen tek tabanca olmanın, hatta biraz sivri olmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Çevremdeki onca kaosa, nefrete, cahilliğe rağmen hayalinin peşinden koşan Don Kişot olmak istiyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Antonio Canova dünyanın en güzel kadınlarının Tanrısı

Venedik günlüğü başlasın

Venedik nasıl ortaya çıktı? Peki başka bilinmeyen neler var? Hadi okuyalım!!!