24 Şubat 2016 Çarşamba

Sultan Süleyman ve Büyük Aşkı Hürrem Sultan


Sizin Kanuni’niz hangisi? At üstünden inmeyen, fetih üzerine fetih yapan bir cihan sultanı mı? Yoksa Hürrem’in aşkıyla yanıp, tutuşan, iktidar sahibi ve duygusal bir adam mı? Osmanlı tarihi hakkında sayısız belgenin bulunduğu, dünyanın en büyük arşivlerinden Venedik Arşivi’nde, Kanuni dönemi üzerine araştırma yapan tarihçi Serap Mumcu’nun satırlarıyla,o döneme dönüp gerçek Kanuni’nin izini sürüyoruz. Elbette belgelerin söyledikleri eşliğinde.

Söz Serap Mumcu'nun...

Muhteşem Yüzyıl, tarihsel gerçekleri yansıtmadığı, at üstünden inmeyen koskoca cihan padişahını haremin dört duvarı arasına sıkıştırdığı gerekçesiyle suçlanıyor. İşin tuhafı, dizide erkek egemen bakış açısıyla hayat bulan Sultan Süleyman’ın güçlü bir erkek figürü gibi sunulmaması eleştiri topluyor. Şimdi diziyi, kurgularıyla baş başa bırakıp, eleştiri dozunu yasaklamaya kadar getirenleri de bir tarafa koyalım ve belgelerdeki Süleyman’ın nasıl göründüğüne bakalım.  

Sultan Süleyman Muhteşem miydi değil miydi? Muhteşem Unvanı Nereden Geliyor?

Sultan Süleyman hakkında Batılıların sahip olduğu birinci elden kaynakların en mühimleri Venedik Devlet Arşivi’nde bulunanlar. Burası, barındırdığı belgeler göz önünde bulundurulduğunda dünyanın en saygın arşivlerinden biri olarak kabul ediliyor. Dev arşiv, Osmanlı tarihini aydınlatacak çok sayıda belgeyi de bünyesinde bulunduruyor. Ben de sizinle, burada Kanuni dönemine ait incelediğim belgeler arasından karşıma çıkan farklı Sultan Süleyman portrelerini paylaşacağım. Elbette bu örnekler, Kanuni’nin tam anlamıyla nasıl biri olduğuna dair tüm sırları aydınlatmıyor. Sadece o dönemin Venedik baylosu (elçisi) tarafından aktarılanlar etrafında dolaşacağız.

Muhteşem yerine ‘Büyük Türk’

Bu belgelerde, Venedik elçilerinin (baylosların) raporlarında Sultan Süleyman için “Gran Signore” (Büyük Bey) ya da “Gran Turco” (Büyük Türk) ifadelerinin kullanıldığını görüyoruz. Hatta bu unvan genellikle tek başına ‘Sultan’ı vurgulamak için kullanılır ve ‘Sultan’ın adı genellikle doğrudan belirtilmez. Sultanlara “Magnifico” (kelimenin İngilizcesi ‘magnificent’ Fransızcası ise ‘magnifique’dir) dememeleri, onları küçümsedikleri anlamına da gelmez. Bugün İncil’i elinize aldığınızda dahi Hıristiyanların Tanrı’ya “Signore” diye hitap ettiklerini görebilirsiniz. Sultan Süleyman ve kendisinden sonra gelen sultanlar saygıdeğer olarak görüldükleri için bu unvanı almışlardır.
Öte yandan “Magnifico” yani muhteşem unvanının genellikle Sultan Süleyman ve kendisinden önce ya da sonra gelecek sultanlar için de kullanılmadığı görülür. Bu unvan Venedikliler tarafından daha çok beylere, paşalara ve Venedik’in yüksek düzeyli yöneticilerine verilirdi. Sultan Süleyman döneminde “Magnifico” olan İbrahim Paşa ya da Rüstem Paşa gibi vezir-i azamlar ve diğer paşalardır. Bu unvan, baylos raporlarında paşaların isimleriyle yazılır. “Magnifico İbrahim”, Magnifico Rüstem” gibi.

Neticede bir tarihsel belgeyi elimize alıp baktığımızda bu belgenin resmi bir evrak taşıması gerçeğinden yola çıkarak ,belirli kurallar çerçevesinde yazılması gerektiği unutulmamalı. Bu kurallar sadece bütün yabancı kaynaklarda değil, Osmanlıca metinlerde de karşımıza çıkar. Osmanlıca belgelerde, ‘elkab’ denilen unvanlar bulunmaktaydı ve bu unvanlar kişilerin görevlerine göre çeşitleniyordu. Mesela Venedik baylosu için Osmanlı belgelerinde kullanılan elkab şöyleydi: "Kudvetü’l-ümerâ fi milleti’l-mesihiyye"(Hıristiyan milletinin temsilcilerinden) Buna göre kişinin saygınlığı, milliyeti ve dininin de vurgulandığı elkablar belirtilmeden bir metin kaleme almak, diplomatik ilişkilerin devamlılığı açısından uygun bulunmazdı.

Buna göre Sultan Süleyman esasında Venediklilerce, ‘Muhteşem Süleyman’ değil ‘Büyük Türk’ olarak anılıyordu. Elbette Batılı rakiplerinde hayranlık ve korku uyandırıyordu.

At üzerinde kimi bekliyordu?

Yıl 1551, Sultan Süleyman 57 yaşında. Büyük bir hastalıkla mücadele etmiş, ölümlerden dönmüş. Öyle bir hastalık ki, öldüğüne dair söylentiler almış yürümüş. O ise “Ölmedim, bakın ayaktayım” mesajı vermek istercesine at üzerinde. Üzerinde kıpkırmızı ve altın süslemeli göz kamaştıran kaftanı var. Paşalar, beyler, yeniçeriler... Hepsi onunla birlikte. Bu bir karşılama korteji. 23 Nisan 1551 sabahı Sultan Süleyman’ın at üzerinde, büyük görkemle beklediği, dinlenmek üzere Edirne’ye giden biricik aşkı Hürrem ve kızı Mihrimah Sultan...

Venedik baylosu da, Hürrem ve Mihrimah Sultan’ı kortej eşliğinde bekleyenler arasında. Belgelerde yazılanlara bakılırsa, kendine bu kalabalık içinde iyi bir yer seçmeye çalışıyor. Amacı Sultan Süleyman’ı yakından görmek, hatta imkân bulursa selamlamak. Baylos, o gün Sultan’ın yüzünde hastalıktan izler arıyor. “Aslında yaşamadığı söyleniyordu” diyor ve Sultan’ın ciddi bir hastalık atlattığının yüzünden anlaşıldığını ekliyor.

Söylentilerin ciddiyetine rağmen Sultan Süleyman hayatta ve saatlerce at üzerinde Hürrem’i karşılamak için bekliyor. Eşini seviyor ve onu sevdiğini, ona değer verdiğini cümle âleme ilan etmekten de çekinmiyor. Üstelik bu, Sultan Süleyman’ın sevgili eşi için ilk defa at sırtında oluşu da değil. Topkapı Sarayı arşivlerinde çalışanlar da harem hâlâ eski saraydayken, Sultan Süleyman’ın sık sık atına binip eski saraya gittiğinin belgelerine rastlayabilirler.

Oğlu Cihangir’e düşkünlüğü

Sultan Süleyman’ın at sırtında sık sık gezilere çıktığı biliniyor. Gençlik yıllarında İbrahim Paşa ona sık sık eşlik edermiş. Olgunluk döneminde ise yanında başka biri var. Baylos, Venedik’e gönderdiği raporlarında Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan olma oğlu Cihangir ile sık sık at gezilerine çıktığını yazmış. Hatta diğer oğulları tek tek sancağa çıkarken Cihangir sarayda babasının yanında kalmış ve Sultan Süleyman her gittiği yere onu da götürür olmuş. Cihangir’in doğuştan gelen hastalığı yüzünden babası ona daha düşkün olmuş.

Taht için favorisi kimdi?

Artık oldukça popüler olan relazionelerde (Venedik Baylosu’nun Venedik’e gittiğinde Senato’ya sunduğu raporlar, Alvise Renier ve Nicolò Michiel’in raporları) Sultan Süleyman’ın taht için favorisinin oğlu Selim olduğu belirtiliyor. Bu raporlarda ayrıca Sultan Süleyman’ın oğulları arasında bir kıyaslamaya da gidiliyor ve balyoslar Süleyman’ın birinci hanımından (Mahidevran) olan Mustafa’yı öve öve bitiremiyorlar. Olağanüstü yakışıklı ve yetenekli olan Mustafa’ya karşı Kızıl Sultan’ın (Hürrem Sultan Venediklilerin belgelerinde “La Rossa” diye adlandırılıyor.) oğullarına göre de yeniçerilerin ve halkın sevgilisi olduğunu söylüyorlar.

Büyük Kırmızı Rus Aşkı “La Rossa”

Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’a düşkünlüğü de baylosların Senato’da Venediklilere okudukları raporları arasında yer alıyor. Baylos da Hürrem’in Sultan Süleyman’ın aklını başından aldığını ve ondan olan oğullarının şanslarının daha yüksek olduğunu düşünüyor. Hatta Sultan Süleyman’ın ölümü halinde bu oğulları arasında ciddi rekabet olacağını belirtiyor.

Sultan Süleyman’ın görünüşü

Oldukça iri uzun boylu, ama şişman değil aksine iyi bir fiziğe sahip diye tarif edilen Sultan Süleyman, geniş bir alna, kartal burnuna ve iri siyah gözlere sahipmiş.

Mihrimah ve Rüstem Paşa’ya verilmeyen özgürlük

Muhteşem Yüzyıl’da ilgiyle izlenen unsurlardan biri de Sultan Süleyman’ın çocuklarıyla ilişkisi. Dizideki Mihrimah çoktan başkasına âşık oldu bile, oysa gerçekte durum bundan oldukça farklı görünüyor. Mihrimah Sultan’ın babası Sultan Süleyman ile Rüstem Paşa yüzünden gerginlikler yaşadıkları biliniyor. Ancak bu gerginlik sanılanın aksine Mihrimah Sultan’ın Rüstem Paşa ile evlenmek istememesinden dolayı yaşanmıyor. Mihrimah Sultan yeni nişanlandığı Rüstem Paşa’yı yakından tanımak istiyor. Bu nedenle de Rüstem Paşa ile nişanlılığın resmiyetinde harem kısmında buluşabilmek için babasından izin istiyor. Ancak Sultan Süleyman biricik kızının bu isteği karşısında ona olumsuz yanıt veriyor. Bunun nedenini izah ederken de zamanında İbrahim Paşa’ya tanıdığı ayrıcalıkların onu fazlasıyla şımarttığını ve sonunu hazırladığını söylüyor. Belli ki aynı hataya düşmesin diye Rüstem Paşa’yı bu ayrıcalıktan mahrum bırakıyor.

Sultan Süleyman bu davranışı ile de hatalarından ders çıkarabilen, doğruları yapmak adına çocuklarına taviz vermeyen bir baba portresi çiziyor.

Yazının başında belirttiğim gibi sadece bu örnekler üzerinden Kanuni’yi tam anlamıyla çözmek mümkün değil ama birkaç belge bile doğrudan tarihsel gerçekliğe dokunmamızı sağlıyor. Bu da fikir edinmemiz açısından çok önemli.

 Bu yazı Tempo Dergisi Ocak 2013 Sayısında yayınlanmıştır.
http://tr.scribd.com/doc/124972683/Tempo-Ocak-2013-pdf#scribd



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İtalya'da Yaşamak

Yurtdışı deneyimleri İtalya’nın birçok şehrinde sıklıkla misafirlerimi gezdiriyorum. Büyük bir hevesle geliyorlar ve İtalya’da bulunma...