Mistik bir adaya yolculuk!

Mistik bir adaya yolculuk!
(San Francesco del Deserto-3)
San Francesco del Deserto’nun 6 rahibiyle güzel akşam yemeğimizi yedikten sonra rahip Antonio ile birlikte manastırı gezmeye başladık. Rahiplerin bu meditasyon seanslarını düzenli yaptıkları belli oluyordu. Hepsi de ne yapması gerektiğini biliyor ve ona göre davranıyordu. Rahip Antonio yemekten hemen sonra doğrudan bizi aldı ve eski kiliselerin olduğu kısma götürdü. Burada bize eski kiliseleri gösterirken bir yandan da Aziz Francesco’nun hayatını anlattı. Aziz Francesco, mütevazi duruşu ve yoğun motivasyona ulaşıp Tanrı’ya daha yakın olma çabasıyla bizi gerçekten çok etkiledi. Onun bu çabası adanın her karış toprağında ve manastırın her köşesinde hissediliyordu.

Rahip Antonio ile adada gezinti
Adanın en eski kilisesinin tahmini 900 yıllarından kaldığını öğrenmek büyük sürpriz oldu benim için. Tavanların beklediğimden alçak olduğunu söylediğimde rahip Antonio bana yerde üzeri demir parmaklıkla örtülmüş zemini gösterdi. Eskiden zemin daha alçakmış; ama Venedik’te olan ünlü “acqua alta” yani suların yükselmesi burada daha sık meydana geldiği için zemini yarım metreden daha fazla olmak üzere yükseltmek zorunda kalmışlar. Manastırın duvarları krem beyaz ve oldukça sade bir mimariye sahip; ancak dikkatli bakınca minik ayrıntılar dikkatinizi çekiyor. Pencerenin alt duvarına doğru hafifçe eğilip baktığımda yere doğru bakan bir insan yüzü figürü dikkatimi çekti. Meğer duvarın o kısmı eski bir mezar taşıymış. Kilisede restorasyon yaparlarken sahip oldukları bütün malzemeleri de bu restorasyonda kullanmışlar.

Yaz mevsiminde adada yaşam koşulları
Yaz mevsiminde havaların sıcak olmasından dolayı eski kilise dedikleri 1200’lü yıllardan kalma kiliselerinde dualarını ediyorlarmış. Fakat bu kiliseyi ısıtmak problem olduğu için kış aylarında ibadetlerini yeni yapılan kiliselerinde yapıyorlarmış. Kışları oldukça soğuk geçen San Francesco adasının yazın en büyük problemi de sivri sineklermiş. Rahipler adada yaşayan 4 ayrı sivri sinek türünden bahsettiler. Manastırın bütün pencerelerinin sineklikli olmasının nedeni de böylelikle anlaşılmış oluyor. Muhtemelen bizim çıktığımız o ruhani yolculuk yaz aylarında pek de mümkün olmuyordur. Biliyorum ki Venedik’te yaşayıp da yazın bana nefes aldırmayan sivrisineklerden dolayı çok zor zamanlar geçiren biri olarak bu mevsimde San Francesco del Deserto meditasyon için aklımdaki son yer bile olmayacaktır.

Ritüeller
Manastırda yaptığımız kısa süreli gezimizi tamamladıktan sonra yeni kiliseye gidip uyumadan önce son kez ibadet etmek üzere eski kiliseden ayrıldık. İbadet ritüeli yine aynıydı. Kitaplarımızı aldık ve rahiplerin belirttiği sayfalardaki bölümleri okuduk. Yüksek sesli dualar bitince yine bir süre olduğumuz yerde oturup gözleri kapalı düşündük ve de içimizden dua ettik. Birkaç günlük bir etkinlik olduğu için bu dua fasılları bana oldukça ilginç ve mistik geliyor. Ancak bütün hayatımı muhtemelen bunun üzerine kurabilecek insanlardan biri değilim ben.

Arkadaşlar
Kilisede geçirdiğimiz yarım saatlik ibadetin ardından katılımcılarla birlikte rahiplerin bizim için düzenledikleri kantine gittik. Biraz da kendi başımıza kalıp gün içinde neler hissettiğimizi birbirimizle paylaşma ihtiyacı hissediyorduk. Dışarısı çok soğuktu ve adanın bahçelerinde aydınlatma sistemi olmadığı için ilk gün için o güzel bahçelerde yürüyüş yapma isteğimizi ertelemek zoruna kaldık. Onun yerine bizi uykuya hazırlaması için birer papatya çayı içmenin daha iyi fikir olacağına karar verdik. Kantinde kahve, çay, su, meyve suyu ve minik tatlılar vardı, ancak hiç birinin üzerinde fiyat etiketi yoktu. Fakat bağış yapmak isterseniz -ki bunun kararı tamamen size bırakılıyor- kahve için 60 sent bırakmanız yeterli oluyordu. Boş bir sepetin içerisine ne kadar bozukluğumuz varsa koyup gönül rahatlığıyla çaylarımızı içip tatlılarımızı yemeye ve sohbet etmeye başladık.

Paolo
Sohbet sırasında Paolo onu çepeçevre saran bütün gizemlerinden biraz olsun sıyrılıp yanıma geldi. “Burada bir Türk tarihçiyle karşılaşmak büyük sürpriz oldu benim için” dedi. Meğerse eski bir İzmirli Levanten aileden geliyormuş Paolo’nun kökeni. Büyük babaannesi Türkçe biliyormuş. Ailesi hakkında araştırma yapıyormuş ve seneye doktora yapmak üzere Paris’e gidecekmiş. O gün Paolo ile başlayan tarih sohbetimiz oldukça uzun sürdü. Dinden, mistik şeylerden, meditasyondan konuşmak yerine tamamen tarihten ve kendi çalıştığımız alanlardan bahsettik. Diğerleri için ise konuştuğumuz konular oldukça ilginçti. Nasıl yani, Venedik’te bir arşiv mi vardı? Adına “baylos” denilen biri Venedik’e mektuplar mı yazıyordu?, Neyden bahsediyorduk biz? Sohbet oldukça ilginçti ve bizzat kendi çalışmalarım üzerine olduğu için oldukça da keyifliydi; ama ben bu yoğun günün yorgunuydum ve ertesi gün 06.15’te uyanmam gerekiyordu. Müsaade isteyip katılımcıların yanından ayrıldım ve odama çekildim.

Gözlemlerim
İlk gün için beklediğimden çok daha fazla gözlem yapabilmiştim. Bir yandan da bana eşlik eden ev arkadaşım Gloria’yı gözlemliyordum. Gloria, 21 yaşın heyecanında çevresinde olup bitenleri dinliyor ve kendi içinde çözemediği, cevabını bulamadığı sorularına cevap arıyordu. 21 yaşın hakkını verdiği için, kendisi için doğru şeyler yaptığı için ve oldukça yüksek düzeydeki duyarlılığından dolayı onu daha fazla sevdim. Üstelik burası Gloria’nın sorularına cevap aradığı ilk yer değil. Daha önce Mozambik’e, Kenya’ya, Senegal’e ve Yeni Zelanda’ya da gitmiş. İşin ucunda macera olunca düşünmeden sırt çantasını hazırlayanlardan biri Gloria. Nasıl bir evrensellik yakalama çabasında olduğunu kullandığı renklerden bile anlayabiliyorsunuz. Evime taşınır taşınmaz odasına rengârenk perdeler astı. Giydiği kıyafetleri de rengârenkti. Sağlıklı ve doğal ürünler kullanıyor. Alışveriş yaptığı yerlere dikkat ediyor. Doğaya zarar vermeden, aksine ona katkıda bulunarak yaşamayı istiyor; Daha doğrusu bunu yaşam tarzı olarak benimsemek çabasında. Bütün bunların üzerine kendisiyle ilgili çözemediği bir problemi olduğunda çekinmek ya da saklamak yerine bunu paylaşma ve akıl alma cesaretinde de bulunuyor. Bütün bu özelliklerinden dolayı bu içsel yolculuğumda bana eşlik etmesinden dolayı oldukça mutluyum.

İlk gecem
Odama çekildiğim ilk an pencereye doğru gittim. Fakat adanın gece aydınlatması gerçekten çok zayıftı ve bir şey göremiyordum. Not defterime gün içinde olanları yazdıktan sonra telefonumu kontrol etmek istedim. Biliyorum evet “hani sen telefon kullanmayacaktın?” diyorsunuz; ama ben her türlü ihtimale karşı hazırlıklı olmayı seçen sağlamcılardanım. O nedenle beni bekleyen bir kötü sürpriz ya da bana ulaşmak isteyen biri olmuş mu diye telefonuma bir bakmayı ihmal etmem. Ama gelin görün ki bazen minik teknolojik kaçamaklar da meditasyona katkıda bulunabiliyormuş. Gülümsememe neden olan bir mesaj almışım. “İnzivaya çekilme kararına saygı duyuyor, o nedenle seni rahatsız etmiyorum; ancak yine de sana bir öpücük göndermeyi de ihmal etmiyorum.”

Günün sonunda
Bu güzel mesaj bir cevabı hak ediyordu. –“Çok teşekkür ederim. Şuan tamamen kendi dünyamdayım. Yavaş yavaş kendime doğru yaklaşıyorum. Fakat neden bilmiyorum. Seni de sık sık bu dünyanın içinde buluyorum. Ben de sana bir öpücük ve bir kucak gönderiyorum. İyi geceler.” Güzel bir günü tamamlayan, meditasyonun amacına ulaşmasına yardımcı olan bu minik iletişim ile her şeyin yolunda olduğunu anlayıp sakince uykuya çekiliyorum.

Uykuya dalış
Normalde başka bir yerde kaldığımda ilk gün uyumakta zorlanırım; ancak minicik ve sıcacık odamın içinde kendimi gayet güvende ve de iyi hissediyorum. Başımı yastığa koyar koymaz kendimi uykunun derinliklerine bırakıyorum. Rüyalar alemine gidiyorum hemen. Kendimi bembayaz bir ışığın içinde buluyorum. Yüksek sesle gülüyorum, koşuyorum. Çocuklar gibi mutluyum. Tanrım neredeyim ben diye soruyorum? “-Benim cennetimdesin” -diye cevap veriyor bana.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Venedik nasıl ortaya çıktı? Peki başka bilinmeyen neler var? Hadi okuyalım!!!

Venedik günlüğü başlasın

Antonio Canova dünyanın en güzel kadınlarının Tanrısı