Bir Aşkın Analizi

“La mia favola” Benim masalım

Kadın ve erkek iki farklı kültürden gelmektedirler. Doğulu kadın ve Batılı erkek tanışırlar. Hayatta her şey hep ters gitmez. Bazen bazı koşullar, aslında hep o hayalini kurduğunuz insanı bir anda karşınıza çıkarıverir.

İncinmiş, kırılgan bir kadın ve onun yalnızlığı ve bir anda her şeyi değiştiren bir arkadaş ziyareti. En az kadın kadar incinmiş bir erkek bir gün kadının hayatına giriverir. Kadın, ruhunu yıpratan ve ona acı veren erkekler yerine bu entelektüel birikimi olan erkeğe hayatını açmaya karar verir. Fakat bu iki kişi ilk aşamada kendi hayatlarının pürüzleriyle meşgul oldukları için, birbirlerine sadece arkadaşlıkla yaklaşmayı yeğlerler. Arada sırada bütün tatsızlıklardan kaçmak için bir araya gelmeyi ve o zaman dilimlerinde birkaç müze gezisi yapmayı, güzel bir restoranda yemek yemeyi, uzun bir yürüyüş eşliğinde konuşmayı ya da bazen daha önce hiç gitmedikleri bir yere ilk defa gitmeyi tercih ediyorlardı. Bu buluşma anlarının sonrasında kadın ve erkek birbirlerine sıkıca sarılıyorlar ve hayatlarına birbirleri olmadan devam ediyorlardı.

Kadın ve erkek gün içerisindeki yoğunluktan, özel hayatlarındaki mutsuzluklardan ve sıkıntılı anlarından kaçmak için saatlerce telefonlaşıyorlardı. Buna imkân olmayan zamanlarda ise uzun mesajlar imdatlarına yetişiyordu. Kadın için erkekle olan bu arkadaşlık çok önemliydi. Zira erkek ona kendini en kırılgan ve mutsuz hissettiği anda güç vermekteydi. Gözyaşları sel olduğunda dünyada kimsesi olmadığında erkek kadınla konuşan ve onu sakinleştiren kişi oluyordu. Erkek ise karşısında kendisinden oldukça genç bulduğu bu genç kadından aldığı enerjiyle yeniden hayata dönmekteydi. Kadına ağır gelen şeyler vardı ve erkek bu durumlarda kadının yanında olması gerektiğini düşünüyordu. Erkek acı kayıplar ve sonrasında yaşadığı hayal kırıklıklarını düşünmediği anlarda yanında ya da aklında hep bu genç kadın olmaya başlamıştı.





Birgün kadın ve erkek hemen hemen aynı zaman dilimlerinde hayatlarında kendilerine mutsuzluk veren kim varsa onlardan uzaklaşmayı seçtiler. İki daha özgür ve daha huzurlu insan olarak yine bazı güzel anları birlikte geçirmek üzere bir araya geldiler. Erkek kadını entelektüel birikimi ve yaşının vermiş olduğu olgunluk ile adeta büyülemekteydi; ama aynı zamanda karşısında kendisinden oldukça küçük olan bu kadına mesafeli yaklaşma gayretindeydi. Kadın ise evet büyülenmekte; ama aynı nedenden ötürü kendini bu büyüden uzak tutmaya çalışmaktaydı. Gel zaman git zaman kadın ve erkek birbirlerini ne kadar sabırla dinlediklerini, birbirlerine saygı duyduklarını, birbirlerini beğendiklerini ve bir arada çok mutlu olduklarını fark etmeye ve arada ikisinin de inkâr edemediği çekim gücüne de gitgide daha fazla kapılmaya başladılar.

İki insanın sonsuz ihtirası yoktur bu çekim gücü içerinde, sen olmazsan yaşayamam gibi cümleler de oldukça klişedir. Aşkın verdiği ıstırap, aşırı kıskançlıklar, saldırgan tutumlar da yoktur. Son derece durgun bir su kenarında sakince birbirine doğru yürüyen, arada durup birbirlerine uzun uzun bakan ve yine sakince yürümeye devam eden, gözlerini birbirinden kaçırmadan birbirlerine hoş geldin diyen iki kişi tasarlayın gözünüzde, bundan daha fazlasını değil.

Hayallerden sıyrılıp o ilk açılma anına gidelim şimdi de:


Erkek olağan müze gezilerinin birinde 15. yüzyıldan kalma bir salonun antika aynasının karşısında kadına doğru ilk adımı atar. Kadın da bu adıma karşı bir adım atar ve ikilinin bakışları o aynaya dönük olarak birleşiverir. O bakışlar o eski odada antika aynanın karşısında adeta ölümsüzleşir. İlk yaklaşımların verdiği mahcubiyetle birbirlerinin ellerini bırakan; ama birbirlerinden uzak da kalamayan kadın ve erkek iki acemi âşık gibi gülümsediklerini belli etmemek için göz göze gelmemeye de gayret gösterirler. Kocaman salonlardan koşar adım geçerler. Kadının ağzını bıçak açmamaktadır. Erkek ise kadının telaşına gülümsemekte ve bulundukları ortamın onları büyüleyen tarihini anlatmaktadır.

İlk yaklaşımın ardından kadın gardını alır ve o büyülü ortamın etkisine nasıl olur da kapılır diye kendine kızar. Erkek derin mavi gözlerini kadının telaşlı gözlerine yaklaştırır. Kadının ürkek tavrından korkuya kapılır ve onu üzmüş olabileceğini düşünüp kendi kendine hayıflanır ve o gerginlikten uzaklaşmak için ona gülümseyerek “hadi gel güzel bir yemek yiyelim” der.

Hayatta bizi hep olumsuz şeyler bulacak diye bir şey yok ya da her şey ters gidecek diye bir kural da yok. Kadın ve erkek hayatın iniş çıkışlarından, tatsızlıklarından ve gerginliklerinden uzakta olmak için bir araya gelmişcesine bir aradayken sakin ve huzurludurlar. Uzun sohbetlerle birbirlerini daha fazla tanımayı istemektedirler. Bu tanışma çabaları onları birbirlerine daha da yakınlaştırır. Aslında ne kadar da aynı şeyleri seviyorlar ve ne kadar da birbirlerine benziyorlardır. Hayretler içinde kalırlar birbirlerini bu kadar tamamlamalarına.





Erkek bir gün kadına “Biliyor musun sen galiba benim gerçekten ruh eşimsin. Asya topraklarından gelip Avrupa’nın ortaya yerine düşen bir gül yaprağı gibi tenime değdin” der. Erkek kadına, İtalyancanın bütün romantikliğiyle harmanlanan ifadelerle “il fiore dell'Oriente”, “Doğunun çiçeği”, “il sogno dell'Asia”, “Asya’nın düşü”, “Turchetta” turkuaz, “bella capricorna”, “güzel oğlak” gibi adlarla seslenir. Kadın erkeğe “bello mio”, “yakışıklım”, “scorpione biondo” sarışın akrep, “Signore dell'Occidente”, “batının beyefendisi”, “un sogno dolce”, “tatlı bir rüya” der yine İtalyancanın tatlı dilliliğiyle.

Erkek ve kadın bir aradayken sık sık gülümserler. Hatta birbirlerine şakalar yaparlar. Bu ilişkide sonsuz mesafeler ve kibirli tavırlar yoktur. İki kişi de rol yapmadan sadece birbirlerinde buldukları huzuru muhafaza etmek derdindedirler. Gerçek hayatta böyle şeyler olmaz aslında der kadın erkeğe. Yani senin gibi adamlar hem kültürlü, hem kibar ve yersiz kıskançlık yapmayan, üstelik de yakışıklı mutlaka bir pürüz çıkar diye beklenir. Bir tatsızlık, bir ama yok mu sende diye sorar? Erkek gülmeye başlar. Dünyanın en çirkin adamını güzel bulduğun için seni ilk fırsatta bir göz doktoruna götüreceğim der.




Kadın ve erkek şehir şehir gezmeye başlarlar. Bu erkeğin kadınla çıkmak istediği, öncesinde defalarca anlattığı o kendi güzel ve nezih dünyasına doğru bir yolculuktur. Daha önce uzun saatler süren o telefon görüşmelerinde anlattığı küçük şirin kasabalardır erkeğin esas ait olduğu dünyası. Kadının bu dünyayı sevmesini ve buraya kendisini ait hissetmesini ister en çok da. Kadın şaşkınlık içerisinde dünya üzerinde böyle güzel yerler olabileceğine inanmaz gözlerle çevresini tanımaya çalışır. Kaf dağının ardındaki o masalsı güzellikler içindedir adeta. Göz alabildiğince yeşil ve bir o kadar da güzel bir çevre, zengin bir tarih, birbirinden masalsı evler, geniş bahçeler, lüks dükkânların içinden geçerler. Kadın bu dünyanın içine girerken erkeğin ona hediye ettiği siyah topuklu ayakkabıları ayağına geçirir. Masallar âleminin prensesi gibi karşılanır erkeğin dünyasında.



Erkek kadına kadının dilinde selam vermek için çabalar bir yarım saat. Kadının dili çok zor gelir erkeğe; ama inatla kadına onun dilinde bir iki kelime etme hevesindedir erkek. Kadını bir gülme hali alır. Bu kadar beceriksizce söylediği “canım, bir tanem, tatlım” sözcükleri erkeğin ağzından öyle kulak tırmalayıcı şekilde çıkar ki kadın artık pes etmesi gerektiğini söyler erkeğe, üzgünmüş gibi yaptığı ifadesiyle. Kadın gülmeye başlar erkeğin kendini beceriksiz hissettiğini fark ettiğinde ve ona “Non ti preoccupare, l'amore é un altra cosa in Italiano”, “üzülme İtalyanca aşk başkadır” der.

Kadın işi gereği uzun seyahatlere çıkmaktadır. Erkek kadından uzak kaldıkça ona daha çok bağlanmakta ve bu bağlılığını da uzun cümleler halinde kadına yazmaktadır. Kadın otel odalarının sessizliğinde o uzun cümleleri defalarca ama defalarca okumakta ve bütün bir günün yorgunluğunu o uzun cümlelerin sarhoşluğunda derin uykulara dalarak unutmaktadır. Her ayrılık daha da uzun gelir ve her kavuşma anı daha tatlı heyecanlar biriktirir. Kadın en zorlu yolculuğunda uçağa bindiğinde erkekten gelen çağrıya cevap verir. Erkek ona “bir daha seni tek başına bir yere göndermeyeceğim. Bu artık bana zor geliyor” der. Kadın bu sahiplenilmişlikle mutlu olup ona bir kucak dolusu öpücük gönderir.

Her şey bu kadar mükemmel değildir tabii ki. Yaş farkını ikisi de ciddiye almamaya karar verip ilk sorunu birlikte atlatırlar. İkinci zorluk ise çevredekilerin ilişkilerini kabullenmesidir. Bunun için de sakince ve ağırdan alarak sevdiklerini ilişkiye hazırlarlar. En yakınları hazırlamak hep en zordur ve bilirler ki onları bekleyen zorluklar oldukça fazladır. Kadın ve erkek bir aradayken sürekli gelecek ile ilgili hızlı karar vermemek gerektiğinden bahsederler, öte yandan da sürekli gelecekte neler olabileceğini konuşup durur ve bundan iki küçük çocuk gibi mutlu olurlar.

Gelecekte onları bekleyen o yeni yaşam için geçmişin derin izleri araya girmesin ister kadın ve çekinerek de olsa ne düşündüğünü paylaşır erkekle. Erkek de kadına aynı hislerle karşılık verir ve yeni bir gelecek için birlikte meydana getirdikleri onlara ait olan kendi hayalini o kadife sesiyle kadına anlatmaya başlar…

“La favola dell'uomo” Erkeğin masalı

“La favola dell'uomo” Erkeğin masalı

Bir varmış bir yokmuş bir gün bir prenses çok uzak diyarlardan dilini hiç bilmediği, tanıdığı kimselerin olmadığı bir adaya gelir. O adanın uzun yıllardır yalnız ve mutsuz bir hayat sürmekte olan bir kralı vardır. Bu ikisinin hayatı bu adada kesişir. Fakat kötü büyücü onlar birbirlerini fark edip de âşık olmasınlar diye bu ikisine kötü bir büyü yapar. Bu büyünün bozulmasının tek şartı sihirli aynanın karşısına geçip birbirlerine bakmalarıdır. Bir gün bu gerçekleşir ve bu ikili o aynanın karşısında bir araya gelir. Aynaya doğru dönüp de birbirlerinin gözlerine aynanın içinden bakınca büyü bozulur. Bunun üzerine kadın “La favola é finita?” “Masal bitti mi?” “Tutto questo?” “Bu kadar mıydı?” “Non c'é un altra?” “Başka yok mu?” diye ısrarla başka masallar ister erkekten. Erkek o günden sonra kadına hep masallar anlatır. Kadın uzak yollara gittiğinde bile erkek telefonun öbür ucunda kadına yeni masallar anlatmaya devam eder...

Bir varmış bir yokmuş bir gün bir prenses çok uzak diyarlardan dilini hiç bilmediği, tanıdığı kimselerin olmadığı bir adaya gelir. O adanın uzun yıllardır yalnız ve mutsuz bir hayat sürmekte olan bir kralı vardır. Bu ikisinin hayatı bu adada kesişir. Fakat kötü büyücü onlar birbirlerini fark edip de âşık olmasınlar diye bu ikisine kötü bir büyü yapar. Bu büyünün bozulmasının tek şartı sihirli aynanın karşısına geçip birbirlerine bakmalarıdır. Bir gün bu gerçekleşir ve bu ikili o aynanın karşısında bir araya gelir. Aynaya doğru dönüp de birbirlerinin gözlerine aynanın içinden bakınca büyü bozulur. Bunun üzerine kadın “La favola é finita?” “Masal bitti mi?” “Tutto questo?” “Bu kadar mıydı?” “Non c'é un altra?” “Başka yok mu?” diye ısrarla başka masallar ister erkekten. Erkek o günden sonra kadına hep masallar anlatır. Kadın uzak yollara gittiğinde bile erkek telefonun öbür ucunda kadına yeni masallar anlatmaya devam eder...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Venedik nasıl ortaya çıktı? Peki başka bilinmeyen neler var? Hadi okuyalım!!!

Venedik günlüğü başlasın

Antonio Canova dünyanın en güzel kadınlarının Tanrısı