Ravenna ve hala varlığını sürdüren Bizans Mozaikleri


Ravenna seyahati              
Geçenlerde Prof. Maria Pia Pedani, Ravenna ve Zürih’te iki ayrı kongreye katılacağını ve ona eşlik etmek isteyip istemediğimi sordu. Bir haftalık bu seyahat teklifini memnuniyetle kabul ettim. Böylece 9-15 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek bu iki kongre için sevgili ada Venedik ile vedalaşıp öğlen 13.32 treniyle Bologna aktarmalı olarak Ravenna’ya doğru yola çıktık.  Başka şehirlerin büyülü dünyasına dalmayı çok seviyorum, hele de ilk defa görecektim; ama Venedik’i geride bırakmış olmanın hüznü de üzerimden eksik olmuyor.
Prof. Pedani ile tren yolculuğu oldukça verimli geçti. Son günlerde ikimizde oldukça yoğun günler geçirdik ve bu nedenle birlikte yürüttüğümüz işlerin akıbetini konuşamamıştık. Prof. Pedani yıllarını Venedik arşivinde Osmanlı ve İstanbul belgelerine adamış önemli bir Venedikli tarihçi. Üç yıldır Venedik’te kendisiyle çalışıyorum. Engin bilgisi ile bana gerçek bir öğretmen oldu. Sık görüştüğümüz için hocadan Osmanlı tarihinin bilinmeyenleri ile ilgili çok önemli bilgiler edindim. Venedik arşivini ve İtalyanca belgeleri de sayesinde tanıdım.
Tren yolculuğumuz saatler süren bir sohbet eşliğinde oldukça keyifli geçti. Teodora’nın ve Dante’nin şehri Ravenna’ya böylece varmış olduk. Trenden iner inmez otelimiz “Palazzo Galletti Abbiosi”ye geçtik. Odalarımıza yerleştikten sonra hocamı dinlenmek üzere otelde bırakıp kısa bir şehir turu atmak üzere yola koyuldum. Bu seferki şehir turumda bana rehberlik edecek Davide olmadığı için otel resepsiyonundan şehir haritası ve şehirle ilgili bilgi aldım. Resepsiyonist Venedik’te yaşadığımı duyunca “Ne kadar şanslısınız! Size çok imrendim dedi.” Venedik’te yaşamama imrenen Türklere alışıktım da İtalyanların imrenmesine alışık değildim. Gülümseyip teşekkür edip haritamla birlikte otelden çıktım. İtalyan şehirlerinde elinize harita alıp bütün şehri bir günde gezebileceğinizi biliyor muydunuz? Antik şehirler genellikle bütün yapılarıyla sizi bir merkez etrafında bir arada karşılar. O nedenle bütün önemli tarihi yapılara elinizde harita yürüme mesafesinde ulaşırsınız. Açıkçası Türkiye’de böyle bir alışkanlık edinmemiştim. Zira bizim şehirlerimiz genellikle dağınık ve birbirine uzak mesafeli yerleşim yerlerinden meydana geldiği için bir yerden bir yere giderken hangi vasıtaya bineceğimi bilmem yeterli olurdu. İtalya bana bu anlamda da bir okul oldu.
Buraya gelmeden önce Ravenna hakkında Davide’den kısa bir bilgi almıştım. Hatta bana mutlaka görmem gereken yerleri de tek tek yazmış ve şehrin tarihinden bahsetmişti. Sokağa adımımı atar atmaz ilk dikkatimi çeken şehirde yaşlısı genci kadını erkeği herkesin bisiklet sürüyor olmasıydı. Açıkçası oldukça imrendim önümden geçen bisikletlilere. Ben bisiklet kullanma alışkanlığı hiç edinemedim. Zaten Venedik’te de bisiklet sürecek bir alan da olmadığı için İtalya’da da bu alışkanlığı edinmeme imkân olmadı.
Restoran ve kafelerin önünden geçerken fiyat listeleri dikkatimi çekti. Venedik tam bir turist şehri olduğu için restoran, bar, kafe gibi yerlerde fiyatlar genellikle ekonomik değildir. Oysa Ravenna’da gayet makul fiyatlarla karşılaştım. Açık meyve-sebze pazarlarından geçtim. Venedik’te göremediğim sebzeleri gördüm. Adada yaşamanın böyle dezavantajları oluyor. Aradığınız her şeyi bulamıyorsunuz.
Ravenna’da da meydanlar dikkatimi çekti hemen. İtalyanların mimari anlayışlarını gerçekten çok beğeniyorum. Yollar genellikle trafikten arınmış meydanlara açılıyor. Meydanlar sosyalleşmek için birebir gerçekten de. Çocuklar özgürce oynuyor. Müzisyenler meydana gelenlere keyifli anlar yaşatıyor. Restoranlar ve barlar meydana karşı keyifli vakit geçirmeniz için sizi davet ediyor. Benim ülkemde de bu meydanların örnek alınmasını ve insanlara sosyalleşmeleri için ortam yaratılmasını diliyorum.
Şehir turumun ilk gününde beni oldukça heyecanlandıran bir yer olan Dante’nin mezarını ziyarete gittim. Üstadın daha önce izlerini Verona’da görmüştüm. Şimdi ise Ravenna’da son yolculuğuna çıktığı şehirde mezarı başındayım. Dante öyle tek başına mezarında sonsuz uykusundayken onun gözlerinde bu şehri görmeye çalışıyorum. Mezardan bahsetmişken Ravenna’da bulunma nedenimiz de aslında benzer bir temayla ilgili: Antropoloji, Kutsal kitaplardaki ölüm ritüelleri anlayışları, Bilhassa Yahudilik odaklı olmak üzere (Antropologia, concezioni e rituali della morte nelle religioni del libro. Focus sull’ebraismo) Konferansın genelinde alanım olmayan Yahudilik üzerinde durulduğu için Maria Pia’nın İslam’da ve Şamanlarda ölüm ritüelleri sunumunu dinlemeyi ve sonra şehri keşfetmeyi tercih ettim. Bu arada Maria Pia kendi araştırma ekibinde bulunan öğrencilerinden birinin etimolojik keşfi üzerinde de durdu. Vampir kelimesinin orijininin Türkçe olduğu ve Türklerdeki şaman inanışlar üzerinde duran hocanın sunumu gerçekten çok ilginçti.
Konferans katılımcıları ile akşam yemeğinde tekrar bir araya geldik. Şehirde nereleri gezdiğimi sordular ve ertesi gün için bana çeşitli tavsiyelerde bulundular. Bazı araştırmacılar ile yemek masasında bir araya geldik ve uzun uzun Türkiye’den konuştuk. Genel olarak herkesin üzerinde durduğu konular yine sohbetin çerçevesini oluşturdu. Ekonomik anlamda rahat bir Türkiye profili gördüklerini; ama terörün ülke için ciddi bir problem teşkil ettiğine değindiler. Konu buraya gelince evet maalesef böyle bir problemimiz demek gerçekten çok acı; ama söylenilecek de başka bir şey yok. Araştırmacılardan bazıları Türkiye konusunda çok cahil olduklarını ve onlara Türkiye’den bahsetmemi istediler. Ülkeni sen nasıl tanımlıyorsun iyisiyle kötüsüyle? diye sordular.
İnsanın kendinden bir parçadan ya da bir bütünün parçası olup da bütün hakkında konuşması oldukça güç bir iştir. Türkiye denilince dedim aklınıza Ravenna’nın mozaikleri gelebilir. Rengârenk ve çok parçalı; ama her parçası birbirini bütünleyen bir yarımada, ne doğusu batısından ne batısı doğusundan ayrı düşünülemeyecek kadar birbirine bağlı bir bütündür Anadolu. Binyılların kültürü ve dinler bütünüdür Anadolu ve Yüzyılların Osmanlısı, ama aslında Modern Türkiye’nin toprağıdır Anadolu ve aslında Anatolia’dır o kadar antik o kadar efsanevidir. Mozaiğin her bir taşı bir bütünün parçasıdır ve eksikliği halinde bizim gözümüzde bütün asla tamamlanmış sayılmaz. O nedenle bin milletli bu topraklar bir bütün kalabilsin diye Mustafa Kemal Atatürk “Ne mutlu Türküm diyene!” demiştir. Bu bakış açısıdır tek karış toprağı kimseye vermek istememek ve bütünü bozmamak. Bu nedenle bizim için vatan toprağı kutsaldır ve bu uğurda can vermek şeref addedilir. İtalyan araştırmacılar bu bakış açısının aslında ne kadar doğru ve gururlanılacak bir şey olduğunu ne yazık ki İtalya’da böyle bir milli birlik duygusunun hiç var olmadığını şehirciliğin her zaman vatan olmanın önüne geçtiğini söylediler.
Sohbet Türkiye’nin ve İtalya’nın sorunları, ilişkileri, tarihsel gelişimleri vs şeklinde ilerledi. Oldukça keyifli bir akşamdı.
Ravenna şehrini gezdiğinizde birçok mimari yapının eşsiz mozaiklerle süslü olduğunu görürsünüz. Bizans egemenliği döneminden etkilenmiş olan şehirde Ayasofya’daki mozaik süslemelerin de benzerlerini görmek mümkün. Şehirde ayrıca çok sayıda mozaik atölyesi ve kursu var. Bunlardan birkaçına girip bilgi aldım ve kursiyerleri çalışırken izleme şansı buldum. Gerçekten çok eğlenceli bir işmiş meğerse mozaik.  
Ravenna’dan geriye benden kalanlar: Bizans etkileri, UNESCO mirası temiz ve şirin bir Ortaçağ şehri, Dante ve Mozaikler… Şehirle vedalaşma vakti geldi. Bizi zorlu bir yolculuk bekliyor. Sıradaki şehir Zürih dört ayrı tren ve tabi ülke değiştireceğiz. Bakalım Zürih’te neler olacak…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Venedik nasıl ortaya çıktı? Peki başka bilinmeyen neler var? Hadi okuyalım!!!

Venedik günlüğü başlasın

Antonio Canova dünyanın en güzel kadınlarının Tanrısı