Taksim Taksim olmadan önce Roma Meydanlarında İnsanlar Yakıldı!

Taksim Taksim olmadan önce Roma Meydanlarında İnsanlar Yakıldı!              
Roma 4
Sabah 06.45’te uyandım yine. Hazırlanıp Profesör Bono ile kahvaltı yaptım. Kahvaltı masasında uzun uzun sohbet ettik yine. Bu akşam eve erken dönmem gerekiyor. Çünkü akşam hoca ile çıkıp yürüyeceğiz biraz. Hatta akşama çok sevdiğim bir arkadaşım olan Sevgi de erkek arkadaşı ile gelecek. O nedenle gündüz hızlı hareket edip bir gün önce Kaya ile tespit ettiğimiz yerleri gitmek için evden çıkıyorum.

Piazza della Repubblica / Cumhuriyet Meydanı
Dün gittiğimiz bara gidiyoruz yeniden Kaya ile ve birer kahve içip yapacaklarımız hakkında konuşuyoruz. Yürüyerek Piazza dellaRepubblica’ya kadar yürüyoruz öncelikle. Tren istasyonu termineye oldukça yakın bu meydanda Santa Maria degli Angeli Kilisesinin karşısındaki iki yarım ay biçimli sundurmalar ve meydanın tam ortasındaki çeşme hemen dikkatimi çekiyor. Sundurmaların mimarı Gaetano Kohn, inşası 1887-1898 yılları arasında tamamlanmış. Çeşmenin adı ise “Fontana delle Naiadi. Anladığım kadarıyla Roma meydanlarının genel bir özelliği oluyor bu çeşmeler. Hepsi birbirinden güzel birbirinden gösterişli ve hepsinin ayrı bir tarihi var. Meydanda bir de Türkiye turizm ofisi bulduk. Elbette bu bizim için güzel bir sürpriz oldu. Hemen içeri girip kendimi tanıttım. Çalışanlarla biraz konuştuktan sonra Türkiye ile ilgili İtalyanca hazırlanmış tanıtım kitaplarından rica ettim. Döndüğüm zaman Davide’ye götüreceğim hediyeler işte bu kitaplar olacaktı.

Faşist Dönem Mimarisi Örneği Palazzo delle Espozisioni
Meydandan çıkıp Via Nazionale yönünde yürümeye devam ediyoruz. Palazzo delle Espozitioni’nin önünden geçiyoruz. 1883, Pio Piacentini imzalı bu yapı İtalya’nın faşist iktidarının en büyük eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Dönemin politik dünyasının merkezi olan bu yapı elbette bu nedenle birçokları için sempati uyandırmıyor. Davide bana Roma’ya görebileceğim en çirkin yapının işte bu Palazzo delle Espozitioni olduğunu söylemişti. Binaya doğru bulunduğunuz noktadan baktığınızda -ki bulunduğunuz nokta elbette yapıya göre oldukça aşağıda kalıyor- karşısına geçtiğiniz yapının sizi nasıl hâkimiyeti altına aldığına ve hatta ezdiğine tanık oluyorsunuz. Oysa bu binanın hemen önünde bulunan Venedik Sarayı mimariden biraz da olsa anlayanları Veneto mimarisinin Roma'daki eşsiz ve zarif bir örneği olarak göz kırpar.

Sonraki durağımız Palazzo Venezia / Venedik Sarayı
Palazzo Barbo olarak da bilinen bu saray bugün bir museo nazionale yani milli müze olarak işlev görmektedir. Sarayın inşasına 1455 yılında Venedikli Kardinal Pietro Barbo adına başlanıyor. Aynı kardinal daha sonra Vatikan’ın yeni papası olup II. Paolo adını alır. Sarayın, rönesansın büyük mimarı Leon Battista Alberti’nin eseri olduğu konusunda şüpheli bulunur. Mimarın Guliana da Maiano, Bernardo Rossellino da olabileceği telaffuz edilir. Venedik’in bir zamanlar büyük bir devlet olduğu zamanlarda yani Serenissima Repubblica hala varlığını muhafaza ederken işte bu bina Venedik’in büyükelçilik binası olarak işlev görür. Bu nedenle de o zamandan beri bina Venedik sarayı diye anılır.
Campo de’ Fiori / Çiçekler Meydanı
Roma’nın bildiğim kadarıyla tek “campo” diye adlandırılan meydanı işte bu meydan. Meydana girer girmez adına yakışır çiçekleri sıra sıra dizilmiş halde görüyorsunuz. Biz bu meydanı oldukça sevdik. Canımız yine bu meydanın da tadını çıkartmak istedi. Hadi dedi Kaya birer dondurma alalım. İtalya’da kötü dondurma yediğim oldu mu hiç hatırlamıyorum. Zira burada yemekten en keyif aldığım şey enfes dondurmalar diyebilirim. Elmalı, çilekli, ahududulu ne kadar ekşi tat varsa sıcak havada beni serinletecek hepsinden bir karışım yaptırdım. Taze meyve tatlarının damağımda bıraktığı tat eşliğinde yorgun bacaklarımı dinlendirmek için yine bir çeşme başında oturdum. Birbirinden güzel restoranlar, kafeler de işte bu meydanda bulunuyor. Meydanda bir de öyle başını öne eğmiş ve dingin bakışlarını sonsuzluğa çevirmiş bir adamın, Giordano Bruno’nun heykeli var.

Giordano Bruno kimdir?
Verrà un giorno che l'uomo si sveglierà dall'oblio e finalmente comprenderà chi è veramente e a chi ha ceduto le redini della sua esistenza, a una mente fallace, menzognera, che lo rende e lo tiene schiavo... l'uomo non ha limiti e quando un giorno se ne renderà conto, sarà libero anche qui in questo mondo.

1548 yılında doğan Bruno İtalyan rahip, filozof, gökbilimci ve okultist’tir. Ölümü 17 Şubat 1600 tarihinde Roma’nın güzel meydanı Campo De’ Fiori’de yakılarak gerçekleşir. Rönesans döneminin yetiştirdiği en önemli aydınlardan biri olan Bruno da dünyanın evrenin bir merkezi olmaktan farklı olarak onun bir parçası olduğunu evrende Dünya’nın haricinde birçok gezegenin olduğunu iddia etmektedir. Elbette dönemin din ve bilim anlayışına ters olan bu anlayış Bruno’nun karşısında bir cephe oluşmasına neden olacaktır. Karşıt görüşlerini değiştirmemekte direnen ve otoritelerin tepkilerini iyice üzerine çeken filozof engizisyon mahkemesinde yargılanır ve suçlu bulunur. Cezası yakılarak idam edilmektir ve Campo de’ Fiori de filozofun idamının gerçekleştiği yer olur. Esasında bilginin peşinden giden adamın kaderinin bağnazların iki dudağından çıkacak emir ile çizilebildiği gerçeği o günden bu güne hiç değişmemiştir. Gerçeğin ve sağduyunun peşinden giden, cesur olan, bildiklerini karşısındakini çılgına çevirmek pahasına dile getirmekten çekinmeyenlerin büyük çoğunluğunun kaderi ne yazık ki Bruno gibi olmadı mı?

Meydanlar acıyı da taşırlar
Daha dün meydanların bende bıraktığı güzel etkileri ballandıra ballandıra anlatmıyor muydum? Şimdi bir anda meydanlar acının da ifade bulduğu yer oluyordu benim için. Giordano Bruno bu meydanda yanarak can verdi. Anısına dikilen heykel o kara günün anısına siyah rengine bürünmüş gibi. Bruno başı önünde son derece kendinden emin ve mağrur bir ifade yüzünde, elinde ise elbette onu yakan bağnazları çılgına çeviren bir kitap tutmakta. Roma’ya gelişimiz tam da 1 Mayıs’a rastlamıştı. 1 Mayıs demek Taksim demek olan İstanbul’da İstanbullular Taksim’e giremiyorlardı. Oysa Taksim’de tıpkı Campo de’ Fiori gibi birçok acıya ev sahipliği yapmış birçok canın alındığı meydan olmamış mıydı? Bugün Taksim’e, o yitip giden canların hatırasını bile yaşatmaya tahammül edemeyen bir siyasi yapıya kahrediyoruz. Bu düşüncelerle meydandan Giordano Bruno’yu selamlayıp ayrılıyoruz.
Eve dönüş
Bugünlük bu kadar deyip dönüş yoluna geçiyoruz. Eve kadar elbette yine yürüyoruz. Eve vardığımda kendimi oldukça yorgun ve halsiz hissediyorum. Prof. Bono’dan izin alıp odama çekiliyorum. Birkaç saatlik uykuya dalıyorum. Akşam sekize doğru kalkıyorum. Bu akşam hoca birlikte yiyeceğiz akşam yemeğini. Bir yandan da hocanın ne yediğine içtiğine dikkat kesiliyorum. İlerlemiş yaşına rağmen hoca çok dinç. Zürih’te asansör kullanmadığına, otobüs, tramvay vs araçlara binmediğine ve sürekli yürüdüğüne şahit olmuştum. Dikkat ettim sık aralıklarla ve oldukça az yiyor. Fakat istediği her şeyi yiyebiliyor. Sık sık dondurulmuş gıda da tüketiyor. Sebze ve balıktan oluşan bir akşam menüsü hazırlıyorum kendime. Hoca ise çorba ve salatayı tercih ediyor. Herkes istediğini yemekte özgür oluyor.

Hoca ve Sevgilerle
Yemek sonrası hazırlanıp çıkıyoruz. Önce Kaya ile buluşuyoruz. Ardından Sevgi ve Jan’ı beklemeye başlıyoruz. Hoca Sevgi’ye telefonda 121 numaralı binanın önünde seni bekleyeceğiz diyor. Biz Kaya ile gülüyoruz. Hoca derken bize bakıyor ve “ya bir profesörün sayısız sırrı vardır. Benim sırrım da Roma’daki bütün bina numaralarını ezbere bilmektir” diyor. Her profesör biraz delidir diye düşünüyorum işin aslı. Sevgiler bizi 121 numaralı evin önünde buluyorlar. Hoca Sevgi’ye bize söylediği cümleleri tekrar ediyor ve nasıl hayretler içinde kaldığımızı anlatıyor. Şakacı hocam meğerse daha önce o evde yaşamış, bu nedenle bina numarasını ezbere biliyormuş. Gün Sevgilerin de eşlik etmesiyle gayet güzel geçiyor. Öncelikle hoca ile uzun bir yürüyüş yapıyoruz. Yeni yapılan metronun nasıl mimari hatalar içerdiğini gösteriyor hoca bize. Gerçekten de inanamıyoruz. Mimarinin tarih boyunca zirvede olduğu bir ülkenin başkentine inanılmaz hatalarla dolu bir metro inşası nasıl yapılır? Yürüyen merdivenler baharda bol yağış alan bir şehirde nasıl üstü açık şekilde inşa edilir? Hadi bunu atladılar diyelim. Yürüyen merdiven bozulduğu zaman normal yürüme yolundan yürürüz diyelim. Peki, bu normal merdivenler nerededir? Nasıl yani yapmayı mu unutmuşlar???? Hocamız diyor: Eeee Siamo in Italia! Si puo' succedere sempre qualcosa del genere cosi" Eeee ne yapalım, burası İtalya. Burada böyle şeyler olur.

Yorumlar

  1. Ne kadar enteresan bir hafızaya sahip bir hoca. Roma binalarının numaralarını ezbere biliyor. :) Bu arada Roma'yı seninle gezmek lazım Serapcığım.Pompeii tercihi yaptığım için ( Ki iyi ki de yapmışım.) Roma'yı hiç tanıyamadan geçti İtalya seyahatim.Aklına ve bilgilerine sağlık.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Antonio Canova dünyanın en güzel kadınlarının Tanrısı

Venedik günlüğü başlasın

Venedik nasıl ortaya çıktı? Peki başka bilinmeyen neler var? Hadi okuyalım!!!