Pauline ve Paris

Yurtdışında yaşamaya karar vermek belki de hayatım boyunca kendim için verdiğim en güzel iki karardan biriydi. İkinci güzel karar ise elbette yaşayacağım şehir olarak Venedik'i seçmekti. Burada siz değerli okuyucularımız için defalarca İtalya ve Venedik üzerine yazılar yazdım. Gerçek deneyimlerden yola çıktım ve biraz benimle birlikte içine dâhil olduğum başka dünyaları tanıyın istedim.

Bu sayımızla birlikte artık biraz İtalya sınırlarından dışarıya çıkıp başka deneyimler yaşamaya başlayacağız. Ancak minik bir uyarıda bulunmak istiyorum öncelikle size: benim seyahat bölümümde internette her hangi bir gezi sayfasında bulabileceğiniz turistler için gezi rehberi tarzında bilgiler bulunmuyor. Burada okuyacaklarınız sizlere hayatın içinde var olan yaşanmışlıklardan bir parça tat sunuyor ve daha iyimser, daha renkli ve neşe dolu bir dünyanın da var olduğunu hatırlatıyor.

Venedik, gerçek dünyadan masallar alemine akmak gibi ve burada bir süre de olsa yaşamayı istemek elbette herkes için bir rüya kabul edilebilir. Bu şehirde benim gibi bu rüyayı gerçekleştiren çok sayıda yabancı arkadaş edindim. Onlarla bir araya geldiğimiz her an ortak noktalarımızı ve birbirinden çok farklı olan alışkanlıklarımız olduğunu keşfediyoruz. Bu arkadaşlıklar elbette bizi daha kültürlü, donanımlı ve farklılıklara daha açık insanlar haline getiriyor. Bu nedenle de o dost sohbetlerini sizlerle paylaşmak ve sizin de dünyanızda bir an için farklı bir tat olsun istedim.

Hadi o halde siz de benimle birlikte ev sahibi olun ve kapımızı bu arkadaşlarımıza açalım, böylece onları ve geldikleri yerleri daha yakından tanıyalım.




Pauline Guèna ve Paris Pauline 25 yaşında bir Fransız araştırmacı. Günde en az sekiz saatini arşiv ya da kütüphanelerde geçiriyor. İki yıl önce tam bir yılığına Galatasaray Üniversitesi'nde asistanlık yapmak üzere Türkiye'ye gelmiş. Beşiktaş'ta kalmış. Türkçeyi bu kadar kısa sürede ileri düzeyde konuşabilecek kadar iyi öğrenmiş. Zaten benimle de genellikle Türkçe konuşmayı tercih ediyor.

Pauline tam olarak Paris'in göbeğinde doğmuş, gerçek bir Parisli. Madem çocukluk dedik önce ona hemen Paris'in bir çocuk için nasıl bir şehir olduğunu sorarak konuyu açıyorum.

-Bence Paris çocuklar için çok tercih edilebilir bir şehir değil. Çok fazla araba var; bu yüzden bisiklet sürmek için zaman zaman tehlikeli bir şehir oluyor. Şehir içindeki parklar da yeterli değil. Çocukların daha fazla yeşil alana ihtiyacı var.

Peki, senin sevdiğin Paris nasıl bir şehir?



-20 bölgeden oluşan oldukça büyük bir şehir. Benim için en güzel kısmı ise beşinci bölge olarak bilinen SORBONNE, yani üniversitelerin ve kütüphanelerin olduğu, öğrenci yaşamının rahatlıkla sürdüğü kısım. Biliyor musun buraya eskiden Latin bölgesi deniliyormuş; çünkü orada bulunan insanlar gerçekten Latince konuşabiliyorlarmış.

Paris'in merkez noktası neresi?




-CHAMPS ELYSÉE bölgesi şehrin merkez noktası olarak kabul diliyor. Eiffel Kulesi de bu bölgenin hemen yakınında bulunuyor. Burada İstanbul'da bulunan İstiklal Caddesi'ne çok benziyor aslında. Şehre gelen turistlerin de ilk uğrak noktası burası oluyor.

Paris'e neden romantik şehir deniliyor?

-Aslında neden böyle dendiğini anlayamıyorum. Çünkü benim için oldukça normal bir şehir. Romantik şehir denilince benim aklıma hep Venedik geliyor.

Paris'te yapılan kültür-sanat etkinlikleri hakkında bize ne söylemek istersin?

-Bence Paris'in güzelliği işte burada, şehirde her kesime hitap eden etkinlikler düzenleniyor. Tiyatrodan sinemaya, konserlerden festivallere ne ararsan bulabiliyorsun. Ancak festivaller genellikle şehir merkezinden uzak yerlerde gerçekleşiyor. Çünkü merkez bölge zaten çok yoğun olduğu için bir de festival yoğunluğunu kaldıramıyor.

Peki, Paris'e giden ne yemeden dönmesin sence?

-Île flottante: Yumurta beyazı ve şekerden yapılan oldukça basit bir tatlı ve bu tatlının üstüne büyük bir panna parçası yerleştiriliyor. Biz Fransızlar buna ada diyoruz; çünkü tıpkı küçük bir ada gibi panna da beyaz tatlının üzerinde duruyor.

Paris'te Türk çok mu?

-Evet, gerçekten Paris'te çok Türk var ve çok sayıda da Türk arkadaşım var. Türkler genellikle REAUMAR-SEBASTOPOL bölgesinde yaşıyorlar. Orada ayrıca çok sayıda Türk marketi ve restoranı da bulunuyor. Mesela ben de canım simit yemek istediğinde hep oraya gidiyorum.

Paris çevreci bir şehir mi?

-Aslında Paris oldukça yeşil alana sahip bir şehir; ancak Parislilerden de yeni yaşam alanları elde etmek için ağaçları kesenler oluyor. İngiltere ya da daha kuzeyde bulunan ülkelere gittiğimde çevrecilik adına oldukça yüksek bir bilinç düzeyine sahip olduklarını gördüm. Ne yazık ki biz Parisliler onlar kadar çevreci değiliz. Paris'te çok fazla çevreci eylemler de yapılmıyor. Genellikle daha çok siyaset konuşuluyor.

Paris trafiği ve Parisliler trafikte nasıl?


-İstanbul ile kıyaslayınca elbette Paris oldukça sakin bir trafiğe sahip diyebilirim. Trafikte korna sesi de genellikle duyulmaz. Bir de İstanbul'dan farklı olarak biz de çok fazla bisikletli de bulunuyor. Ancak sabah ve akşam saatlerinde trafik sorunu yaşanmıyor değil. Çoğu Parisli şehrin dışında yaşamayı tercih ediyor ve çalışmak için her gün şehir merkezine geliyorlar. Bu nedenle sabah ve akşam saatlerinde oldukça yoğun bir trafik oluyor.

Paris''i 10 maddede bize anlatmak istersen nasıl bir liste yapardın?

1. Sadece nostaljik filmlerin gösterimde olduğu eski sinemalara gitmek Paris'te yapılabilecek en güzel etkinliktir.

2. Parklarda spor yapmak: İstanbul'da en çok yapmayı özlediğim şey parklarda spor yapmaktı. Çünkü Paris'te tek başınıza bir parka spor yapmaya gittiğinizde bu kimseye tuhaf gelmiyor.

3. Güzel bir restorana gitmek ve damak tadıma uyacak lezzette bir et yemeği yemek: İstanbul'da siz etleri bana göre çok pişiriyorsunuz. Oysa Paris'te genellikle et daha çiğ yenir. Türkler az pişmiş et sevmiyorlar biliyorum, ama ben kanlı kanlı biftek yemeyi daha çok seviyorum.

4. SEINE Nehrinin kenarında bahar ve yaz aylarında gençler sürekli parti yaparlar. O partilere katılmak gerçekten çok eğlenceli oluyor.

5. Paris'te biz öğrencilerin ilginç bir alışkanlığı var. Bir kafeye gidip günde bir kaç saat oturup ders çalışmayı çok seviyoruz. Bütün gün kütüphanede çalışmak yerine birkaç saat bir kafede çalışmak çok keyifli oluyor.

6. Paris içinde hiç büyük alışveriş merkezleri olmadığı için, bizim için alışverişe çıkmak bazen uzun yürüyüş ve spor anlamına gelebiliyor. Yanımıza rahat kıyafetler alıp yorulduğumuzda bir parka dinlenmeye gitmeyi tercih ediyoruz.

7. İstanbul'dan farklı olarak Paris'te açık meydan pazarları hiç de ekonomik değil. Bu nedenle açık pazarlara genellikle çok zenginler gider. Türkiye'de ise gördüğüm kadarıyla pazarlara ya fakir ya da orta halli aileler gidiyorlar. Bence bu büyük bir şans.

8. Ben çok renkli giyinmeyi seven bir insanım. Ancak ne yazık ki Parisli kadınlar hep siyah ve gri tonlarında giyinmeyi tercih ediyorlar. Bazen istediğim renklerde bir kıyafet bulabilmek için mağaza mağaza gezmek zorunda kalıyorum. İstanbul mesela her türde rengi içinde barındıran çok farklı bir yerdi. Orada istediğiniz her rengi buluyorsunuz. Ama bence bütün renkli kıyafetleri en özgür giyebileceğiniz ülke İtalya'dır. İtalya'da herkes çok renkli giyiniyor ve bu hiç garipsenmiyor.

9. Paris çok büyük bir şehir ve Parisliler zamana çok önem veriyorlar. Hafta içi hep çalıştıkları için bazen bir pazar gününde şehrin farklı noktalarında dört ya da beş randevunuz olabiliyor. Dakik olmak bir alışkanlık ve geç kalırsanız çok ayıp kabul ediliyor. Bu nedenle Paris'te dolaşırken etrafınızda sürekli saatine bakan ve koşturan insanlar görmeniz çok normaldir. İstanbul'da bu nedenle ilk zamanlar çok zorlandığım oldu. Randevuleştiğim arkadaşlarım iki saat sonra hadi kahveleri de içtik artık bitirmemiz gerek dediğimde beni tuhaf karşıladılar. Bazı buluşmalar hiç bitmek bilmiyordu. Fakat ben buna çok çabuk alıştım. Çünkü Türkçe konuşma pratiği yapmak için çok fazla zamanım ve imkanım oluyordu. Ayrıca farklı bir kültürden geldiğim için onların alışkanlıklarını yadırgamak yerine öğrenmeyi tercih ediyordum.

10. Son madde ise ben değil bütün Parislilerin yapmayı en sevdikleri şey aslında. Paris'i terk etmek! Hafta sonu oldu mu bütün Parisliler şehrin karmaşasından uzaklaşmak, doğa ile baş başa kalmak ya da başka bir şehre yolculuk yapmayı tercih ederler. Ben de Paris'te yaşadığım zaman mutlaka hafta sonu için kendime Paris'in uzağında bir seyahat planı tercih ederim. Türkiye deneyimi nereden çıktı? Osmanlı-Venedik tarihi çalıştığım için Türkçe öğrenmenin bana faydalı olacağına karar verdim. Avrupa'da bu konu hakkında çalışan çoğu araştırmacı Türkçe öğrenmeyi tercih etmiyorlar. Ama ben daha cesaretli davranmak istedim ve bu nedenle de bir yıllığına Türkiye'ye gittim.

Bu deneyim sana neler kattı Pauline?

-Önceleri İstanbul'un yaşam tarzı olarak Avrupa'ya çok benzediğini düşündüm. Sonraları ise farklı olan tarafları görmeye başladım. Mesela İstanbul çok aşırı kalabalık bir şehir, ama bir o kadar da daracık yollara sahip. Bazı yerler gerçekten labirent gibi. Bu durum bence biraz hayatı zorlaştırıyor. İlk zamanlar gıda maddeleri konusunda çok zorluk çektim. Bir markete gittiğimde gerçekten ne satın almam gerektiğini bilmiyordum. Markaları tanımıyordum. Zaman içinde öğrendim. Türk kahvaltısı ilk zamanlar bana çok farklı geldi. Ancak sonra çok alıştım ve ben de Türkler gibi kahvaltı yapmaya başladım.

-İstanbul'da tanıdığım kadarıyla Türkler gerçekten çok ilgili ve sıcak insanlar. Arkadaş bulmakta bu nedenle hiç zorlanmadım. Herkes çok arkadaşça ve iyi niyetliydi. Fakat Türkler, yabancı olduğunuzu anladıklarında size hep aynı soruları soruyorlar. “Nerede kalıyorsun? Neden buraya geldin? Nasıl geçiniyorsun burada? Ailen ne iş yapıyor? Kaç kardeşsiniz?” Böyle sorulara hiç alışkın değildim; ancak dediğim gibi Türkçe pratik yapmam gerektiği için bana sordukları sorulara hep cevap veriyordum.

-Biliyor musun ben ehliyetimi Türkiye'de aldım ve ilk defa araba kullanmaya Türkiye'de başladım. İstanbul'da araba sürmeye çalışmak benim için korkunç bir deneyim oldu. Trafikte emniyet kemeri taktığım için insanlar beni parmaklarıyla işaret edip gülüyorlardı. Bu bana çok garip geliyordu.

-İstanbul büyük bir şehir olsa da kültür-sanat etkinliklerinde Paris'in gerisinde kalıyor. Bir de etkinlikler ekonomik olarak her seviyeye uygun değil. Düşük ücretli etkinliklerin de sanatsal değerleri ne yazık ki çok yüksek değil. Ancak İstanbul'un en güzel kültür-sanat etkinliklerini gençler sokakta gerçekleştiriyorlar. Türkler gerçekten de özellikle müzikte çok başarılılar. Sokakta dinlediğim müzisyenler kesinlikle Paris'te görmeye alışık olduğumdan çok daha yetenekliler.

-Son olarak beni en çok etkileyen şeylerden biri İstanbul'da tattığım güzel lezzetler oldu. İstanbul'da Türkiye'nin her bölgesinden insan bulunduğu için bir çok bölgenin yemeğini de rahatlıkla bulabiliyorsunuz. Ben imkan buldukça bir çok yemeğin tadına baktım. Ama eğer ayıp kabul etmezseniz size en sevdiğim yemeğin adını söylemek isterim: Kuru fasulye.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Antonio Canova dünyanın en güzel kadınlarının Tanrısı

Venedik günlüğü başlasın

Venedik nasıl ortaya çıktı? Peki başka bilinmeyen neler var? Hadi okuyalım!!!