Vatikan başka bir ülke mi?

Vatikan başka bir ülke mi?              
Roma’da 2. Gün
Yol yorgunluğu sonrası uzun yürüyüşün yorgunluğu ile eve döner dönmez kendimi uykuya teslim ettim. Zira ertesi gün için bizi oldukça uzun ve de daha yorucu bir program bekliyordu. Yatmadan önce güneşlikleri de bilhassa açık bıraktım. Tamamen karanlık bir odada erken kalkmak gerektiğinde sabah olup olmadığını anlamak kolay olmuyor. İtalyanlar genellikle uyku esnasında tamamen karanlık bir ortamı tercih ediyorlar, bense akşam ışığının odayı aydınlatmasını tercih ediyorum.

Günün İlk Saatleri
Sabah saat 06.45’te uyandım. Onca yorgunluğa rağmen bekleyenim Roma şehri olunca bedenim bana hiç kapris yapmadı. Kahvaltı sofrası ben kalktığımda çoktan hazır bir şekilde beni bekliyordu. Anlaşılan o ki Profesör Bono benden de erkenciydi. Kahvaltı sofrasında hoca ile akşam gördüğümüz yerler hakkında konuştuk. Bugün hoca bütün bir gün evde kalıp kitabı üzerine çalışacaktı biz ise ülke değiştirip Vatikan’a gidecektik. Bu nedenle kahvaltı sonrası hocayı o çalışma odasındayken uğurlayıp Kaya ile buluşmak üzere yola çıktım. Kaya beni adını hatırlayamadığı meydanda bekliyordu. (Piazza Verbano) Hava hafif kapalıydı,  ancak Roma sıcağına denk gelmekten daha iyi olduğu için bizim için endişe edilecek bir durum yoktu.

Yürüyüşe devam
Salvatore Bono’nun evinin bulunduğu bölge Roma’nın oldukça zengin ve güzel bir muhitiydi. Bunu binalardan, çevre düzeninden, sokakta yürüyenlerden, civardaki kafelerden çok rahat anlayabiliyorduk. Merkeze kadar yine yürümek niyetindeydim. Hatta o enerjiyle Vatikan’a kadar bile yürüyebilirdim. Kaya’yı en azından tren istasyonu “Termine”ye kadar yürümek için ikna ettim. Termineden ise Vatikan’a giden otobüse binecektik. Ancak öncesinde bir kafede birer kahve içmeyi tercih ettik. Elimizde harita ile çıktığımız uzun yürüyüşün sonunda bizi Vatikan’a götürecek otobüse varmıştık. Oraya varır varmaz da bir gün önce “la fontana di Trevi’de” (Âşıklar Çeşmesi) olduğu gibi yoğun bir turist akını ile karşılaştık.

Vatikan ve San Pietro
Vatikan’da ilk uğrak yerimiz elbette Piazza San Pietro oldu. (Aziz Petrus Meydanı) İki yarım aydan oluşan meydanın bitiminde Basilica di San Pietro yer alıyor. Vatikan’ın başlangıç öyküsü de işte Hazreti İsa’nın havarilerinden biri olan bu Aziz Petrus’a dayandırılıyor. Hıristiyanların inanışına göre Petrus Roma İmparatoru Nero tarafında MS 64 yılındaki Büyük Roma Yangını'ndan sorumlu tutularak çarmıha gerilerek öldürülür. Aziz Petrus'un İsa adına kilise kurumunu başlattığı, ilk piskopos olduğu ve Papalık kurumunun temelini attığı kabul görür. Şimdiki kilisenin yerinde bir zamanlar antik bir kilise bulunmaktaymış; kilisenin altında ise Aziz Petrus’un kemiklerinin olduğu bir mezar. Antik kilise yıkılmış yerine bu kilise yapılmış. Kilisenin en tepesine çıkıp hem bütün şehri hem de Vatikan’ı gökyüzünden seyretme imkânı var. 6 Euro olan biletlerden edinmek asansörsüz bir şekilde 550 basamağı yürüyerek en tepeye ulaşmanızı sağlıyor. Asansörü tercih edenlere bilet fiyatı biraz daha yüksek oluyor. Ama oraya kadar gelip de Vatikan’ın merdivenlerini tek tek tırmandım demek için elbette asansörü tercih edemezdim. Kaya’yı bu konuda ikna etmenin imkânsız olduğunu bildiğim için yine psikolojik baskı ile onu merdivenlere doğru yönelttim.

Bazilikanın basamaklarını çıkarken
Basamaklar bitmek bilmiyordu. Upuzun bir kuyruğun en arkasındaydık. Daracık yerlerden yukarı doğru adım adım ilerliyorduk. Manzara seyrede seyrede çıkarız ne de olsa diyordum; ancak penceresi bile olmayan daracık koridor manzarası pek iç açıcı değildi. Çok ağır adım atıyorduk ve hem önümüz hem arkamız doluydu. Bir ara bütün klostrofobi etkileri göstermeye başladım. Ancak kendime sürekli sakin ol elbet çıkacaksın buradan en tepeye ulaşınca eşsiz bir manzara göreceksin diyordum. Kaya ise terlemiş bir yandan bir an önce yukarı çıkma telaşındaydı. 550 basamağı tamamlayıp en tepeye yani “Cupola di Michelangelo”ya çıktığımızda ise bizi gerçekten bu sıkıntıya değecek bir manzara bekliyordu.

Roma ayaklarımızın altında
Roma gerçekten güzel çok ama çok güzel bir şehir! Başkent Roma, şehri boylu boyunca iki parçaya ayıran Tevere Nehri ve üzerindeki köprüleri, birbirinden güzel ve hepsi birbirinden farklı meydanları, geniş ve upuzun caddeleri, sayısız kiliseleri ve elbette birbirinden güzel bahçeleri ile tadına doyum olmaz bir manzaraya sahip. Ancak Vatikan’ın tepesinde insan kalabalığı içerinde meydanı saatlerce hatta dakikalarca seyre dalmak çok da mümkün değil.

San Pietro Bazilikasının içi
İç kısımda ise kiliseyi en tepeden izleme imkânınız var. Basilica di San Pietro oldukça güzel ve gösterişli, hatta neredeyse yeni yapılmış gibi; ama nedense mimarî yapı beni çok da etkilemedi, Kaya da bu konuda benim gibi düşünüyordu. Kilisenin muhtemelen en çok ilgi çeken kısmı büyük üstad Michelangelo’nun yaptığı la Pietà. Michelangelo bu eseri 1499-1500 yılları arasında yapmış. Üniversitedeki Sanat tarihi derslerinden hatırladığım bu heykelde Meryem’in kucağında boylu boyunca uzanmış yatmakta olan İsa bulunmakta, öykü ise İsa’nın çarmıhtan indirildikten sonraki ana ait. Büyük üstadın kilisenin içindeki ikinci ve belki de ilkinden daha ünlü olan eseri ise “Mosè” yani Musa’dır. Michelangelo’nun Vatikan’ın oldukça önemsediği ve sevdiği bir sanatçı olduğu etrafınıza dikkatli baktığınızda hemen gözünüze çarpan bir gerçeklik oluyor.

Vatikan’a dair
Vatikan, çevresi yüksek duvarlarla örülü minicik bir yönetim birimi ve bütün dünyanın gözünün üzerinde olduğu bir ülke. Vatikan’ı koruyan özel muhafızlar var; bir nevi Vatikan’a özel minik bir ordu bu. İşin ilginci bu ordunun mensupları İtalyan değil İsviçre vatandaşı. Yanlarından geçerken dikkat ederseniz kendi aralarında Almanca konuştuklarına şahit olursunuz. Davide’ye bu durumun İtalyanların tepkisine neden olup olmadığını sordum. Ancak bana aksine İtalyanların bununla eğlendiğini ve genellikle espri konusu yaptıklarını söyledi. Muhafızların kostümleri de oldukça ilginç Vatikan’da hala soluğunu duyar gibi olduğum Michelangelo’nun çizimini yapmış olduğu bu kostümlerin tasarımı beş yüz yıldır hiç değiştirilmemiş. Anlaşılan o ki geleneklerine sıkı sıkıya başlı kalmak hatta bundan ödün vermemek gibi bir duruş sergiliyor bu minicik Vatikan ülkesi.
Sadece kiliseyi görmek, merdivenlerini tırmanmak ve şehri yukarıdan izlemek tahminimizden çok daha fazla zamanımızı almıştı. Görmemiz gereken bir de Vatikan Müzesi vardı. Yine bir Michelangelo klasiği olan Sistine Şapeli’ni ve Rafaello’nun çizimlerinin olduğu o odaları görmeden gitmek olmazdı elbette. Ancak çok acıkmıştık ve yakınlarda bir yerde bir restoran, trattoria ya da pizzeria bulup bir şeyler yiyip müzeye gitmek istiyorduk.
Vatikan’a gideceklere altın öğütler listesi yapmak gerek belki de: Birincisi kiliseyi meşhur merdivenleri de dâhil gezmeyi tasarlıyorsanız yanınıza muhakkak yiyecek bir şeyler alın ve asla Vatikan civarındaki yerlerden yemek yemeyin. Biz elbette bu anlamda tedbirli davranmadık ve gözümüze çarpan yerlerden birine oturup birer tabak makarna ve salata siparişi verdik. Yediğimiz en lezzetsiz şeylere bir de normalin üç katı ödeyip kalktık. Sırada Vatikan Müzesi vardı. Ancak tedbirsiz davranıp saate bakmadığımız için müzenin kaçta kapandığını bilmiyorduk. Saat 16.10’du ve müzeye girişler 16.00’da kapanıyordu. Ne Kaya ne de benim için çok sevimli gelmeyen Vatikan’a mecburen başka bir gün gelmek üzere oradan ayrıldık.

La Mole di Castel Sant’Angelo
Vatikan’dan çıkıp Sant’Angelo Kalesi’ne doğru yürümeye başladık. Tevere Nehri’nin sağında, Sant’Angelo Köprüsü’nün hemen önünde bulunan kalede de elbette yine bitmeyen bir kuyruk bizi bekliyordu. Roma İmparatoru Adriano’nun kendisine mezar yeri olarak seçtiği ve yapılması emrini verdiği kale bütün heybetiyle Vatikan’dan sonra şehrin kuzeybatısında uzanıyor. Milattan sonra 125 yılında yapımına başlanan ve 139’da tamamlanan kale 1447’den 1527’ye kadar ikinci bir inşaat görmüş. Roma İmparatoru Adriano ve eşi Sabina’nın mezarları, diğer bir Roma İmparatoru olan Antonino Pio ve eşi Faustina üç çocuğuyla, Lucio Elio Cesare ve İmparator Marco Aurelio gibi önemli tarihsel kişiliklerin de mezarları burada bulunuyor. Roma’ya gidenler Vatikan’a giderken ya da oradan dönerken mutlaka bu kalenin önünden geçecekler tıpkı bizim yaptığımız gibi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Antonio Canova dünyanın en güzel kadınlarının Tanrısı

Venedik günlüğü başlasın

Venedik nasıl ortaya çıktı? Peki başka bilinmeyen neler var? Hadi okuyalım!!!